Top 3 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Top 3 : She Wants Revenge

30 Eylül 2010 Perşembe § 0

Başlığa bakmayın. En son yazacağım şey, son aylarımı yiyip bitiren iki gruptan birini övüp şu şu şarkılarını dinleyin demek olacak böyle bir kafadayken. İçimden ne geliyorsa, geldiği ilk anıyla yazacağım bu yazıda ve yazım/noktalama hatalarım hariç hiçbir düzeltme yapmayacağım. Olduğu gibi yayınlayacağım.

Bu geceyi hiç uyumadan geçirdiğimden midir, en sevdiğim dizinin o efsane final bölümünü yıllar sonra bir kere daha izlediğimden midir bilmiyorum ama uzun zamandır böyle okkalı bir hüzün kaplamamıştı vücudumu. En kötü hüzün, kendini iyi hissettiğin dönemde çöken hüzündür bence. Hayatımın genel siktiriboktanlığı dışında son zamanlarda beni rahatsız eden bir şey yok. Daha dün, uzun süredir işitmediğim çok değerli sözler duydum çok sevdiğim birinden. Görüntüde iyi şeyler oluyor ya da olacak. Ama bütün bunlar, balkona çıkıp sırtımı balkon demirlerine dayadığımda başımı geriye doğru yatırıp gökyüzünden başka bir şey görmediğim an, tüm güzel şeyleri unutmamama engel olmuyor hiçbir zaman.

Bir anlık ruhen ve fiziken tamamiyle yalnız olduğun anlar, zihnen yaşadığın en zorlayıcı tecrübeler oluyorlar genelde. O kadar hızlı geçiyor ki düşünceler kafandan, son gördüğün şey o ucu bucağı olmayan gökyüzü olsun isteyebiliyor insan. Bir anlığına gözlerini kapattığında ise o anın en kısa zaman dilimini temsil ettiğinden şüpheleniyorsun. Çünkü gözlerini tekrar açtığında içinden sağlam bir parça götürecek kadar uzun bir süre geçmiş gibi hissediyorsun ve bunun sadece bir 'an'da gerçekleşmiş olduğuna inanasın gelmiyor. İstediğin kadar inanma, balkondan mutfağa geçip kendine üçüncü kez haşlama yaptığın çaydan bir bardak koyduğunda sike sike inanıyorsun. Yine mi inanmadın? Elinde çay bardağı, üzerinde birkaç sene evvelki asi zamanlarından kalma rengi solmuş siyah grup tişörtün ve altında apış arası erimiş baksırın varken babanla geleceğin üzerine sıkıcı bir muhabbet yap bakalım. Gözlerin uykusuzluk ve stresli konuşmanın etkisiyle o kadar acımaya başlıyor ki, Tanrının kusursuz olduğuna bile inanacak raddeye geliyorsun. Daha iyi bir örnek bulamadım nedense ve artist bir kıyaslama oldu. Sevmem aslında ulu orta din konuşmayı.

Uzun zamandır "yeni kayıt"ı tıklamadığımı, paragraf yapabilmek için Wordpress'in aksine enter'a iki defa basmak gerekince fark ettim az önce. Bu üzebiliyor beni mesela. Gülmeyin. Nevresimi ilk seferde boyuna açtığım zaman ne kadar mutlu olduğumu görseniz, siz de üzülürsünüz benimle bu küçük şeyler için. Peki ya bu saçma şeylere sevinip üzülmem mi kötü, yoksa kardeşim istediği bölümü kazanınca yeterince sevinmemem veya annem gecenin bir yarısı acıdan kıvranırken diğer herkes kadar üzülmemem mi kötü? Fazla kurcalamadan hayatta bulunduğum 7890. günü klavyede yazarken rakamların art arda gelmesindeki ahenkle mutlu olayım en iyisi.

Sırasıyla These Things, Broken Promises For Broken Hearts ve Out of Control dinleyeceğim bu arada.

Top 3 : City And Colour

27 Mayıs 2010 Perşembe § 0

İlk Top 3'ü Aralık'ta yazmışım ve toplamda 11 tane olmuşlar şu güne dek. Dallas Green'den 12. sırada bahsetmek onu diğerlerinden az seviyorum anlamına gelmiyor elbet, aksine kimseyle paylaşmak istemediğimden kaynaklı sanırım. Kendisine olan sevdamı yakın çevrem fazlasıyla biliyor ve hatta bıkanlar vardır artık eminim. Öyle ki uzun süredir FF ve Facebook avatarımda onun fotoğrafı bulunuyor, Twitter'da da uzun bi' süre aynı kare vardı.

Alexisonfire'da dinledim Dallas'ı ilk olarak. Gruptayken sesine hayran olmaya başlasam da sonradan öğrendim solo bir projeyle uğraştığını ve bunun adının City and Colour olduğunu. Sonrası zaten tamamen kendisine gönlümde en güzelinden apayrı bir yer ayırmamdan oluşan süreç. Dallas'ın city, Green'in colour olduğunu ilk fark ediş anımı hâlâ hatırlarım mesela.

2005 ve 2008 yıllarında yayınladığı Sometimes ve Bring Me Your Love isimli iki stüdyo albümü var Dallas'ın -albümlerden önce çıkarttığı iki tane de EP'si mevcut-. İki albüm arasında bir zamanda tanıştım kendisiyle ve ilk göz ağrısı olduğundan mıdır bilmiyorum ama Sometimes diğer albüme göre çok daha güzel bence. Nasıl bir Top 3 olacağını kestirmek zor şimdiden. Çünkü ben hiç Dallas'dan birkaç sarkı seçip dinlemedim, her seferinde baştan sona tüm şarkılarını dinledim. İşte bu yüzden formatın ismi Top 3 olsa da çoğu zaman yaptığım gibi yine uymayacağım kendi koyduğum kurala ve iki albümün de kendi içerisinde en iyi üçünü seçeceğim.

Sometimes'ın birinciliğini ve genel birinci sırayı dinlediğim ilk şarkısı olan In The Water I am Beautiful'a veriyorum. 3-4 sene önceki dinleyişlerimde nasıl etkiliyorsa hâlâ aynı etkiyi bırakıyor bu şarkı bende. Nedir olayı, inanın hiç çözemedim. Kaldı ki çok fazla dinlenen şarkılarından değil bildiğim kadarıyla. Şimdi çetin savaş bir başlıyor işte. Diğer albümün üç şarkısı aklımda ama bu albümde diğer iki sıra için seçenek çok fazla. Hangisini seçsem pişman olmam gerçi, bundan eminim. Like Knives, Sometimes(I Wish), Casey's Song, Save Your Scissors, Hello I'm In Delaware, Comin' Home şeklinde altıya indirdikten sonra Save Your Scissors'a ikinci sırayı veriyorum ve son sırayı saydığım diğer şarkılara eşit şekilde paylaştırıyorum.


Gelelim Bring Me Your Love'a. Yine ilginç olabilecek bir seçimle ilk sıra için Sensible Heart'ı seçiyorum bu albümde. İkinci sırayı genelin favori şarkılarından biri The Girl'e, son sırayı ise The Death of Me'ye bırakıyorum. Bu albümün falsosu ise Sleeping Sickness. Favorilerim arasında değil bu şarkı kesinlikle ancak bazen tam 'o kafa'dayken yakalıyor ve fena yapıyor adamı.

Yine çaktırmadan, usul usul 11 şarkı saymışım. Gönül istiyor ki çok daha egzotik bir biçimde anlatayım City and Colour sevgimi. Ne bileyim, profesyonel albüm/grup yorumcuları gibi işte ama bu adamı çok seven basit bir dinleyiciyim sadece. Diğer yazılarda en azından bir şarkıyı sözleri için almışımdır hep, fakat bu durum Dallas'da yok. Çünkü çoğu şarkısında klasik "Beni anlatıyor bu adam" triplerine girecek kadar kendimden sözler buluyorum. Son olarak "2010'un bitimine doğru bir albüm yapsan ne güzel olur be Dallas'cım" diyor ve bitiriyorum.

Top 3 : Arctic Monkeys

29 Mart 2010 Pazartesi § 1

Photobucket
Neredeyse on gündür buraya uğramamamın nedeni çok şahsi olaylar. Yok yahu, baştan vereyim gizemi de unutturayım yokluğumu dedim. Hemen özetleyeyim; bu haftanın 3-4 gününde evde değildim, diğer günlerinde de evde ya oyun oynadım ya dizi seyrettim. Bu yani özel sebebim.

Aslında bu Top 3'ü biricik arkadaşım Şeyma'ya yaptırasım vardı. Kendisi gördüğüm en büyük Alex Turner/Arctic Monkeys severi olduğu için ben hiç karışmayayım olaya diyordum ama şimdi ona üç şarkı söyle desem, söyleyemez. Hayır on tane desem, onu da yapamaz biliyorum. En azından 15-20 şarkı söyler, kırıcı konuşurum kendisine. Olmaz yani. Yine de yorum olarak bırakır favorilerini.

Hoş, benim de geri kalır yanım yok Arctic Monkeys'i üç şarkıya indirme hususunda. Çünkü ortada tarifsiz biri, Alex Turner var. Üç albümlük Arctic Monkeys, bir albümlük The Last Shadow Puppets kariyerinde adamın bir tane mi kötü şarkısı mı olmaz, bir tane mi kötü vokâli mi olmaz arkadaşım. Hayran olmamak elde değil adama. Adam dediğimiz de 1986 doğumlu ve grup ilk albümünü yayınladığında sadece 20 yaşındaydı. Gruptaki diğer üç elemanın ikisi 21, biri 20 yaşındaydı. Onlar da "az hırlı değil" annemin deyimiyle.

Radiohead yazısında yaptığım hinliğin bir benzerini burada yapacaktım aslında. Her albümden üçer şarkı seçme gibi bir şeydi bu ancak sonra vazgeçtim. Yine de âdil bir dövüş olsun diyerek üç albümden üç şarkı seçeceğim. Kısacası yine çıkamadım için işinden. Allah belamı versin, ayak yapıyorum bi' de size.

Whatever People Say I Am, That's What I'm Not benim için 2000li yılların en müthiş albümlerinden biridir. Her şarkısı ayrı gerçekten. I Bet You Look Good On The Dancefloor gibi bir şarkı var ki ortada, ne desek boş. Dancing Shoes da aynı şekilde. Belki de kimsenin favori olarak seçmeyeceği A Certain Romance diyorum ama ben. Çözemediğim bir şekilde çekiyor o şarkı beni kendisine.

Favourite Worst Nightmare albümünü genel olarak vasat bulsam da Fluorescent Adolescent'ı bulundurmasından ötürü bile ayrı bir paha biçebiliriz albüme. Seçimim bu şarkı kesinlikle. Ayrıca Şeyma olsa bu albümden bir de This House Is A Circus'ı da seçerdi kesin. Ben de severim, güzel şarkıdır.

Geçen senenin en iyi albümlerinden biri olan Humbug, Arctic Monkeys'in ilk iki albümünden biraz daha farklı diyebiliriz. Buna rağmen ilk dinleyişte dâhi My Propeller ile Crying Lightning'i ayrı bir yere koyuyorsunuz. Benim seçimim ise Crying Lightning. Gizli favorim ise Cornerstone.

Tekrar eski tempoya döner blog sanırım önümüzdeki günlerde. Hatta geceye yetiştirebilirsem yeni bir seri ile geliyorum. Yarısını yazdım, biraz uzun olacak ancak ben keyif alacağım gibi o serinin yazılarından. Dur bakalım.

Selametle.

Top 3 : Jason Mraz

10 Mart 2010 Çarşamba § 1

Daha yazıya başlamadan üç şarkıya da karar verdiğim ilk Top 3 bu olacak gibi hissetmekteyim. Ama sadece üç şarkıdan bahsedip geçmeyeceğimden de eminim. Çünkü burada söz konusu olan Jason Mraz.

Eğer bir sesi "tatlı" olarak nitelendireceksek, bu ses kesinlikle Jason Mraz'ın sesi olmalı. Fötr şapkalarına kurban olduğumuzun gerçekten yumuşacık bir sesi var. Dinlediğiniz her şarkısında sizi kendisine hayran bırakırken oturduğunuz yerden bile size ufak ufak dans ettirecek kadar neşeye sahip bir ses.

33 yaşındaki Mraz'ın birbirinden nefis 3 adet stüdyo albümü bulunmakta. Biri biraz daha az leziz ama, ona geleceğiz birazdan. Bu albümlerin arasında 3 sene bulunmasından yola çıkarsak yeni bir albümü büyük ihtimalle 2011'de dinleyebileceğiz. Genelde sabırsızlanmam ben birçok sanatçı ve grubun bir an önce albüm yapması konusunda ama Jason Mraz elini çabuk tutmasını istediklerimin başında geliyor. Yetmiyor bana bu şarkılar Mrazım! Maralım der gibi oldu bu da.

Diğer şarkılarına oranla kat kat daha fazla bilinen I'm Yours benim zirvemde değil maalesef. Ben ilk sıramı You And I Both'a veriyorum, hem de büyük bir zevle. Sözleri, ritmi her şeyiyle mükemmel bir parça. İşte şimdi I'm Yours'u söyleyebilirim.

Son şarkı olarak Lucky'yi seçiyorum, Colbie Caillat'ın kendisine eşlik ettiği versiyonu. Ama demek değil ki bu şarkı gözümde 3. sırada. I'm Yours kadar, hatta duruma göre ondan da fazla seviyorum Lucky'yi. Yine sözleri nefis bir üç dakika kendisi.

Bunlar dışında The Remedy (I Won't Worry), Make It Mine ve Butterfly'ı da kesinlikle dinlemenizi öneririm.

Bir dahaki Top 3'e kadar beni bu süre boyunca etkisi altına alacak bir grup çıkmazsa aklımdaki ilk isim Arctic Monkeys. John Mayer, Morcheeba, Maroon 5 ve The Kooks serinin devamında sırası mutlaka gelecekler arasında. Ayrıca uzun zamandır yeni çıkan albümlerden indirmiyordum. Çok kısa süre içerisinde Amy MacDonald, Vampire Weekend ve Gorillaz'ın yeni albümlerini içeren bir şeyler karalayasım var ama albümleri biraz daha sindirmem gerekiyor.

Top 3 : Radiohead

23 Şubat 2010 Salı § 2

Böyle bir hataya düşeceğimi ben de tahmin etmiyordum arkadaşlar. Yani siz "nasıl indirebilirsin Radiohead'i üç şarkıya lan, nasıl yaparsın?" demeden ben kendime pek çok defa söyledim bunu, gelmeyin üzerime lütfen.

Sevgili Yekta Kopan'ın blogunda harika bir dille anlattığı Radiohead Prag Konseri yazısını okuyunca dayanamadım; önce en sevdiğim Radiohead şarkılarını dinledim gün boyu, ardından da bir şeyler yazmalıyım dedim kendi çapımda.

Yine bu tarz bir hata yapmamayı umduğum Beatles ve Morrissey var. Ancak hiç belli olmaz sağım solum, özellikle her an bir Morrissey Top 3 gelebilir zira bu aralar hunharca Morrissey dinlemekteyim. Gerçi sanmıyorum Beatles'a bunu yapabileceğimi, yapmamalıyım yani.

Küfreder gibi grubu tanıtmaya vs. gerek yok hiç, direk listeme geçiyorum.

İlk sırayı bir an bile beklemeden No Surprises'a veririm ben. Hatta öyle ki yabancı müzik dinlemeye başladığım zamanlardan beri ayrı yeri olan şarkılardan biridir kendi nazarımda. Eşsiz gerçekten, tarifsiz bir yapıt. Thom Yorke'un belki de en yalın vokallerinden biri bu şarkıda ama ona rağmen mükemmel bir şey çıkarabiliyor ortaya bu adam.

Yazıyı buraya kadar yazıp bırakmışım ayın 20'sinde. Üç gündür uğramadım bile bloggera ne başka bir yazı için ne de bu yazının devamı için. Çıkamadım işin içinden. All I Need'ler, 15 Step'ler, Let Down'lar, Everything In It's Right Place'ler, Reckoner'lar, Bodysnatchers'lar kafamın içerisinde dönüp durdu sürekli bu süre içinde.

Şöyle toparlayayım; onca sene sonra bile In Rainbows gibi bir albümü yaptıkları için ne desek az aslında kendilerine. Bu albümden tam 10 sene önce de OK Computer'ı yapmışlardı ve bu iki albüm zirvedir benim için. Bir de Kid A ekledik mi, tamamdır. Alın size Top 3. İnanın başka türlü kıvıramazdım bu olayı. Böylesi daha çok sindi içime. Hınzırlıkta sınır tanımam ayrıca görüldüğü üzere.

Creep, Paranoid Android ve Karma Police üçlüsünden de bahsetmek lazım. Radiohead'i 90lar'da bizlere tanıtıp sevdiren şarkıların başlarında geliyorlar. Gerçi benim tanımam 2000ler'in hemen başlarına denk geliyor ama olsun o kadar, 'fakirdik biz, küçüktüm ve bilgisayarım yoktu benim'.

Böylelikle büyük bir yükün üstesinden zor da olsa geldiğime inanıyorum. Top 3 serimiz devam edecektir efendim.

Selametle.

Top 3 : Jeff Buckley

11 Şubat 2010 Perşembe § 0

Merhabalar, güzel insanlar.

Tüylerim diken diken ve biraz da rahatsız başlıyorum işbu yazıya. Son zamanlarda pek ağrılı sancılı günler geçirsem de sürekli arkadaşlarla olmak iyi geldi sanki. Mesela dün ve ondan önceki gün, uzun zaman sonra gece 12 olmadan attım kendimi yatağa bel ağrısından. Yine bu zamanlarda Jeff abim vardı beni yalnız bırakmayan. Hoş, onu dinlemek beni iyileştiriyor mu yoksa daha mı kötü yapıyor henüz çözebilmiş değilim.

Efendim, Jeff Buckley ile ilgili bir şeyler yazmaya gerek yok. Her seveni, dinleyeni gibi ben de genç yaşında çekip gittiği için fazlasıyla kızgınım kendisine. Elbet bir o kadar da üzgün. En azından biz onu dinlemeyi bir ömür sürdürerek görevimizi yerine getirelim deyip başlıyorum sıralamaya.

İlk sırayı Lover, You Should've Come Over'a veriyorum tereddütsüz. 6:43 dakika boyunca sizi ordan oraya vuran bir şarkı kendisi. Sözler, eşsiz. Müzik zaten tarifsiz. Peki ya şarkının sonlarına doğru iyice coşan Jeff'in sesi? Mükemmelden öte. Uzun şarkı sevmeyen beni bile repeat manyağı yaptırıyor.

Grace, çok daha hareketli ritme sahip nefis bir diğer şarkımız. Aynı zamanda 1994'teki albümün ismine sahip. Bu şarkıyı Jeff Buckley değil de başka birisi söylese eminim bu kadar etkilemezdi beni. İnanılmaz vokal gücü olduğu ortada Jeff'in ancak Grace'de çok daha ortaya çıkıyor kanımca ve dolayısıyla şarkıyı apayrı bir boyuta taşıyor böylece.

Son sıra Forget Her'ün. Normal şartlar altında Everybody Here Wants You alacaktı muhtemelen bu sırayı ama günün anlam ve önemi dolayısıyla Forget Her ilk üçümüze çok sağlam bir kapak atmış bulunmakta ve uzun süreler de burada olacak gibi.

Tabii bahsetmeden olmaz, bir de Hallelujah gibi bir parça mevcut. Jeff Buckley'in muhteşem sesiyle dinliyor olsak da birçoğumuz, bence bu şarkıyı Leonard Cohen ile anmak çok daha hoş oluyor.

Top 3 : Regina Spektor

27 Ocak 2010 Çarşamba § 0

Gül yüzlü, billur sesli hanım kızımız Regina'ya el atmazsak olmazdı.

Regina Spektor, Us ve Hero şarkılarıyla (500)Days of Summer filminde boy göstererek iyice ortam yapmıştı hatırlayacağımız üzere. Öte yanda, 2001 yılında başlayan bir müzik hayatı ve sonuncusu 2009'da çıkmış toplamda 5 adet stüdyo albümü bulunmakta kendisinin. İyice ünlenmeye başlaması ise 2004 albümü Soviet Kitsch ve albümden Us parçası ile başladı diyebiliriz. Özeti, budur ablamızın.

Efendim, ben her zaman olduğu gibi yine 3'e indiremedim sayıyı. Neyse başlayalım bakalım, gelir gerisi elbet.

İlk olarak Samson diyorum ben. Bi' kere çok etkili sözleri var. Fazlasıyla romeo bir örnek olacak ama "you are my sweatest downfall" gibi bir cümle ile başlıyor şarkımız ki, amman aman diyorum. Hele bir de o kafalardaysanız sağlam dağıtıyor sizi.

İkinci sırayı birçoklarımıza göre 1.liği fazlasıyla hak eden Fidelity alıyor. Sırf benim Samson sevdam yüzünden kafada yer almıyor açıkçası diyebiliriz. Hayatımda dinlediğim en güzel ritmli şarkılar arasında ilk 10'dadır kesinlikle. Regina Spektor severler için de vazgeçilmezler arasındadır.

Son olarak da Us deyip kurtulayım ancak birkaç şarkı daha ekleyeceğim sona mutlaka dinlenmesi gerektiğini düşündüğüm.

O birkaç şarkının başında Regina'nın bazı kısımları Fransızca söylediği Apres Moi geliyor. Sonrasında, her ne kadar ayağa düşse de Hero gerçekten harika bir şarkı, dinlemeden geçilmemeli. On The Radio da yine en eğlenceli şarkılarından biri Regina Spektor'ın. Ve son bir şarkı, o da The Calculation. Calculation da yine eğlenceli kategorisine dâhil olan parçalarımızdan.

Güzel ve dolu bir liste oldu doğrusu ama değer Regina'ya. Dinlettirdiğim herkesi büyüleyen, zaten dinlemekte olan herkesin kendisini fazlasıyla sevdiği bir hatun kendisi. Benim de "gözüm kapalı evleneceğim kadınlar" listemin başlarında. E daha ne olsun.

İyi dinlemeler.

Top 3 : Interpol

16 Ocak 2010 Cumartesi § 2

Neredeyse bir ay sonra buralardayım. Klasikleşme yolunda emin adımlarla ilerleyen İzmir-İstanbul-Ankara üçlemem dün itibariyle bitti. Sanıyorum Nisan'a kadar evdeyim, bolca başınızı şişireceğim demek oluyor bu. Dönünce de ilk olarak şu sıralar tavan yapan Interpol takıntım doğrultusunda kendilerinin Top 3'ünü yapayım dedim.

Pek çok Interpol seven arkadaşımız gibi ben de Evil ile tanıdım onları. Ergen ergen takıldığımız zamanlar, Dream Tv'de bu şarkı çıktığı zaman coşayazdığım anları hatırlıyorum şimdi bak. Sonraları albüm indirmeler derken, Evil'dan çok daha ötesinin olduğunu gördüm. Dediğim gibi, şu sıralar da iyice takmamla kafamda net bir üçlü belirledim, ki şu ana kadar yazdıklarımda hiç başaramamıştım bunu. Ancak şöyle bir durum var; önceki parçalar için yaptığım gibi duygularımı dile getiremiyorum Interpol şarkılarından bahsederken nedense. Yine de deneyelim bakalım.

Efendim, ilk sırada benim için No I In Threesome geliyor. " babe, it's time we give something new a try" cümlesi zaten öldürüyor adamı. Sağolsun Paul abimiz de özellikle o cümlede çılgın atıyor. Benim için de bu şarkıyı sevmemek gibi bir seçeneğim kalmıyor.

Bir nakarat, bir insanı anca bu kadar güzel bağlayabilir. İşte Slow Hands'in bendeki etkisi bu. İnsanı kendinden geçirtip defalarca dinlettirir kendisini hatta, öyle de çılgındır. Acayip severim.

Son olarak da Obstacle 1 diyeyim ve bitireyim. Böylece üç albümlerinden de birer şarkı seçmiş oldum. Gece muzlu sütümü içtikten sonra huzurla uykuma dalabilirim.

Top 3 List:

Flunk
Kings of Convenience
Belle And Sebastian
Bat For Lashes
The Smiths

Top 3 : Flunk

15 Aralık 2009 Salı § 2

Yine son günlerimi meşgul eden, beni olduğum yerden alıp oralara buralara götüren bir grup yüzünden aldım elime kalemi. Önce kalemi aldım, sonra klavyeye geçtim.

Efendim, Flunk da bir önceki yazımda bahsettiğim Kings of Convenience gibi Norveçli bir grubumuz. Wikipedia'ya göre 6 tane stüdyo albümleri bulunmakta ama benim gözümde 4 adettir. Çünkü diğer 2 albümde bolca remix parçalar bulunuyor. E biz de Top 3 seçeceğimiz için gerek yok irdelemeye o kadar.

İlk olarak Morning Star gibi bir albüm yapan Flunk için ne desem boş demek istiyorum. Her şarkısı birbirinden nefis, harika bir albüm gerçekten. Üç şarkıdan ikisini bu albümden seçeceğim zaten. İlk olarak da On My Balcony diyorum bu yüzden. Nasıl tarif ederim bilmiyorum da, başından sonuna kadar aynı hissi taşıttırıyor size bu şarkı. Başta olmadı mı? Nakaratına geldiğinizde ısınmaya başlıyorsunuz hafiften ve o öylece sürüp gidiyor.

İkinci sırada bu sene çıkan albümlerinden Cigarette Burns geliyor. Yeni albüm de Morning Star'ın gazabına uğramış olacak ki pek bahsedilmiyor kendisinden. İçerisinde Radiohead'den Karma Police coverı da bulunmasına rağmen. Bu şarkımız için ne desem. Ayrı bir havası var. Beni nereden yakaladı bilmiyorum ama 'tatlı' şarkı dediklerimiz olur ya hani, heh işte onlardan kesinlikle.

Son sıra için de, o kadar Morning Star dedikten sonra albümün ismini taşıyan şarkı olan Morning Star diyorum. Baştaki "you are my morning star" deyişleri öldürecek beni Anya ablamızın bu gidişle. Benim Top 3'üm bu şekilde Flunk şarkılarından. Bıkmadan günlerce dinleneyebileceğiniz bir grup özetle kendileri. Tekrar ve son kez söylüyorum; özellikle Morning Star albümlerini baştan aşağı araya farklı bir grup/albüm sokmadan dinleyin bir kere olsun, yetecektir size.

Top 3 List:

Kings of Convenience
Belle And Sebastian
Bat For Lashes
The Smiths

Top 3 : Kings of Convenience

9 Aralık 2009 Çarşamba § 0

Geçen gece Belle And Sebastian için "acayip zorlandım Top 3 belirlemekte" dedim ya, meğer asıl zorluğu görmemişim ben. Kings of Convenience'de seçeneğim BAS'ye oranla çok daha az olmasına rağmen yazıya başladığım şu anda dâhi henüz karar veremedim listeyi nasıl belirleyeceğime. Gece ortalık sakinleştiğinden beri de düşünüyorum halbuki ama, ı ıh, olmuyor. Vakitten kazanmak adına hemen 2-3 cümleyle kendilerinden bahsedeyim.

Efendim, Kings of Convenience Norveçli iki arkadaşımızdan oluşan bir grubumuzdur. Bakmayın soğuk memleketten olduklarına, aksine müzikleri iç ısıtan ve huzur veren türdendir. Sonuncusu geçtiğimiz Ekim ayında çıkan ve hâlâ tazeliğini koruyan albümle birlikte toplamda 3 adet stüdyo albümleri bulunmakta. 10 yıllık bir mâzileri olsa da az ama öz iş yapmışlar diyebiliriz kendileri için ve başlayabiliriz ilk 3'ümüzü belirlemeye.

Yazıya sabaha doğru başladım, üstteki paragrafı da yazdıktan sonra kaydedip bıraktım. Harbiden çıkamadım işin içinden ama hazırım sanırım artık ve ilk olarak Know How diyorum. Bu şarkı, çok çok ayrı. Girişindeki akustiğin melodisi. Şarkının akıp gitmesi ve son dakikalarda bayan vokalin bir anda şarkıya eşlik etmeye başlaması. Tek kelimeyle "enfes".

Know How'ı kenara ayırmıştım çoktan da diğer iki sıra için dört seçeneğim var ısrarla. Şöyle yapacağım bu yüzden ben de; ikisini 2. diğer ikisini de 3. favorimmiş gibi yazacağım ve siz de hoş göreceksiniz beni. Evet, böyle olacak. Şimdi, ikinci sıradan daha aşağısını hak etmeyen bir şarkı varsa, o da Cayman Islands'tır kesinlikle. Eşsiz gerçekten. Her Boku Bilen Adam'ın blogunda içinde bulunduğumuz haftanın şarkısı da bu zaten. Gayet güzel betimlemiş kendisi şarkıyı bizler için, okumanızı öneririm. Diğer iki numaram ise My Ship Isn't Pretty. Yeni albümün en iyi üç şarkısından biridir bence bu.

Üç numarayı I'd Rather Dance With You'ya veriyorum. KOC müziğinin ortalaması üzerinde bir hareketliliğe sahip bir şarkı. Ama yine güzel, yine nefis, yine harika. Üçüncülüğü bu şarkı ile paylaşan ise Boat Behind der, daha da uzatmam.

Şimdi fark ettim de her sıra için ilk saydıklarım 2004 albümünden, ikinci saydıklarım ise 2009 albümlerinden. Ayrıca bir de mansiyon vermek istiyorum -ki favorisi bu şarkı olanlar da vardır.- Efendim, o da Me In You'dur. Ve evet bu da 2009 albümündendir.

Üç diyorum her seferinde ama olmuyor, bir kez daha sınırı aşmış bulunmaktayım. Hele bu sefer iyice coştum. Ancak 6 şarkılık güzel bir liste olduğu kanısındayım. İyi dinlemeler herkese!

Diğer Top 3 yazıları:

Belle And Sebastian
Bat For Lashes
The Smiths

Top 3 : Belle And Sebastian

7 Aralık 2009 Pazartesi § 0

İşte şimdi dağıldığım andır. Hemen her gruptan rahat bir şekilde 3 favori çıkartırım. Bazılarında 5'e kadar yolu olsa da ayıramam bir şarkıyı diğerlerinden. Ama iş Belle And Sebastian'a gelince kuruyup kalıyorum. Şöyle bir bakındım az önce, "tamam ya, bu 3'üdür olay. okkey bebiş" dedim. E o zaman, başlayalım vakit kaybetmeden.

Şimdi, bu şarkının bırakın Belle And Sebastian adına favorim olmasını, ölene kadar ripiiğtte giderinin olduğunu düşünüyorum. Nefis vokâller mevcut. Efsane tek kelimeyle. Get Me Away From Here, I'm Dying'den başkası değil, evet! Enfestir, enfes. Öyle ki, resmen şımardım parçadan bahsederken. Özetle; dinleyiniz, kesinlikle seveceksiniz.

İkinci sırada Piazza, New York Catcher geliyor benim sıralamamda. Last.fm'de de tepeyi zorlamakta. Elbet ben de çok seviyorum ama işte Get Me Away From Here, I'm Dying'i geçecek herhangi bir notaları yok kendilerinin. O yüzden ikincilikten ötesi olmayacak dostum, üzgünüm. Hı ama aşağıya da inmezsin, merak etme. [Bu şarkının fizy linkini bulamadım. Hep coverlar mevcut orada. O yüzden gugılda arataraktan bir şeyler uydurdum artık.]

Sonuncuya gelince yine tıkandım bak. Bu sefer de kararsız kaldığım üç şarkı var 3. sıra için ama biri sanki gözümde biraz daha ileride, o yüzden diğerlerini yazmama gerek yok. Radikâl bir karar ile I'm Cuckoo diyorum. Sevilip bilinse de birçok şarkının gerisinde kalan bir parça I'm Cuckoo genel olarak. Şarkının isminin ve sözlerinin benim sevmemde ekstra bir katkısı olduğunu da düşünmüyor değilim ama ana faktör, grubu sevmemdeki ilk sebep olan vokâllerdir. Gerçekten her şarkıda bariz bir şekilde öne çıkan, tertemiz, "billur gibi" dediğimiz türden bir vokâl var. Bu da İskoç grubumuzu dinlenir kılan özelliği zaten.

Başta söylememiz gerekeni sonda söyleyelim bu sefer ve kısa bir bilgi geçelim bu abiler ve bir de abladan oluşan 7 kişilik topluluk hakkında. 1996, kuruluş tarihi grubun. Sonuncusu 2006 çıkışlı 7 adet albümleri bulunuyor. Bu da demek oluyor ki yakın zamanda bir albüm bekliyoruz kendilerinden ve öpüyoruz hepsini teker teker bize bu güzel eserleri dinlettirdikleri için. Şükran Günü duası gibi oldu bu da. Hoş, bu yazı baştan sona genel bir hınzırlık havasında geçti, bunu da coşkuma ve gruba olan sevgime vermenizi umuyorum. Hatta sizi de öpüyorum.

Aşağıda çıkar bunları da seversiniz diye muhtemelen ama bu da böyle bir güzelliğim olsun istedim. Buyrun.

Bat For Lashes
The Smiths

Top 3 : Bat For Lashes

5 Aralık 2009 Cumartesi § 1

Geçen gece The Smiths için yazdığımı bugün tekrar okuyunca "güzel konsept çıkar aslında lan bundan" dedim. En sevdiğim 3 şarkılarını yazmıştım tam da Smiths dinlerken bir anlık coşkuyla.

Bugün de bir Bat For Lashes manyaklığı mevcut üzerimde. Natasha Khan insanına sevgim zaten apayrı. Sesinin yanında güzelliğine de hasta olduğumdur kendisi. Dedim, madem bugün de kaptırdık birisine, yine gireyim şu "3 şarkı" olayına.

The Smiths, "The Smiths" olduğu için tanıtmaya gerek duymadım ama Bat For Lashes için birkaç cümle kurayım istiyorum. Natasha Khan 1979 doğumlu. Vokalinin yanında gitar, bass, piano, harp gibi aletleri de çalabiliyor. İki albümü mevcut. İlki 2006'da yaptığı Fur And Gold, diğeri de bu sene çıkan Two Suns. İki birbirinden nefis albüm.

Last.fm istatistiklerine göre yeni albüm fazlasıyla sevilmiş. Artık yeni olmasından mıdır nedir, Two Suns'ın şarkıları daha üst sıralarda dinlenme sayısında. Ama bence ilk albüm çok daha başarılı. Hele ki Prescilla. Favorim bu şarkıdır. Nakaratıyla diğer tüm parçalardan bariz bir şekilde ayrılıyor. Ki bu şarkıyı sevenin illa ki BFL'yi seveceği kanısındayım.

İkinci şarkım da Fur And Gold'dan gelecek. What's A Girl To Do?. Nakaratındaki "When you love someone, but the thrill is gone. And your kisses at night are replaced with tears" ile dağlar yürekleri Natasha.

Son olarak. Aslında üçüncüyü seçemedim. Yine Fur And Gold'dan Horse And I mı, yoksa Two Suns'dan Daniel ya da Sleep Alone mu? Gönlüm Horse And I diyor ama Two Suns'dan hiçbir şarkı seçmeyerek haksızlık mı ediyorum acaba diye düşünmeden edemiyorum. Şöyle toparlayayım; illa yeni albümden seçeceksem Sleep Alone derim ama Horse And I gizli tercihimdir deyip dönüyorum Natashacığımın yanına.

Top 3 : The Smiths

2 Aralık 2009 Çarşamba § 0

Sadece 3 şarkıdan bahsedeceğim. Ancak büyük bir pişkinlikle başlığa The Smiths yazıp genel bir grup değerlendirmesi yapacakmış izlenimi yaratmaktan da geri kalmam.

Son günlerim ekseriyetle This Charming Man dinleyerek geçiyor. Kısa şarkılara olan garip ilgim bu şarkıda da kendisini fazlasıyla gösteriyor. Morrissey'in nefis yorumu zaten her şarkıda olduğu gibi bunda da mevcut. Böyle, kendimi şarkı esnasında iki defa yaptığı "Ah!" sesini taklit ederken buluyorum. Tabii taklit ettiğimle kalıyorum. Her seferinde garip sesler çıkartıp ev halkının "ne oldu?" sorusuna maruz kalıyorum.

Bir The Smiths klasiği There Is A Light That Never Goes Out'tan da bahsedeceğim elbet. Zaten severdim, 500 Days of Summer ile ayrı bir anlamı oldu ve iyice bağlandım bu şarkıya.

"And if a double-decker bus
Crashes into us

To die by your side

Is such a heavenly way to die

And if a ten ton truck

Kills the both of us

To die by your side

Well the pleasure, the privilege is mine
"

Bu satırlarına ayrı bir hasta olduğumdur kendisi aynı zamanda. Nefis.

Ve son olarak Bigmouth Strikes Again. Bu şarkıyı niye bu denli seviyorum hiç çözemedim. Arkada beliren vokallerin şarkıya apayrı bir hava kattığını düşünüyorum. Bu üçlü arasında tercih yapamam muhtemelen ama illa bir sıralama yapacak olursam, saydığım sırayla bulunmaktalar gönlümde. Hele ki This Charming Man. Aman aman. Durun dinliyim az daha.