New York, I Love You

19 Şubat 2010 Cuma § 3

Bloga ilk başladığım zamanlarda yazdığım The Closer yazısı dışında dönüp bir filmden daha bahsetmedim. Açıkçası "film kritiği" adı altında 'yazıyorum ben' diyemem, kendi çapımda beğenimi dile getirmekten öteye geçemiyorum çünkü. Yazmamamdaki ilk sebep bu. Diğeri de, bu kadar uzun süreceğini tahmin etmediğim film kısırlığı döneminde olmam.

Yazdan beri tek başıma 5-6 filmden fazla izlememişimdir. Arkadaşlarla beraberken ya da evde babamın "hadi film izleyelim lan" demesiyle oturup izliyorum. Önceden izlediklerimden de bahsetmek istemiyorum, atlayacağım çok şey olur. Hiçbir şeyi beğenmeyen ben, dönüp durup kırparım o yazıyı, iyice kaçar hevesim.

İşte tüm bu düşünceler içerisindeyken, dün bi' anlık istekle oturdum New York, I Love You'yu izledim ve sabaha yakın yattığımda birkaç kelime etme kararı aldım.



Paris, Je T'aime ile aynı formata sahip-isminden de anlayacağımız üzere-, yine birçok küçük hikayeden oluşan ve genelinde içinizi ısıtan bir şeyler bulacağınız bir film New York, I Love You. Aylar önce filmin afişinde birçok ünlü ismin ardından Uğur Yücel'in ismini de görmemle merak etmeye başlamıştım ortaya nasıl bir şey çıkacağını ve umduğumu buldum diyebilirim.

Uğur Yücel demişken, ilk onun hikayesinden başlayalım. Merak etmeyin, tüm hikayelerden bahsetmeyeceğim. Ressam rolünde oynayan Yücel'in öyküsünü Fatih Akın yönetiyor. Tam açıklanmasa da bi' rahatsızlığı olduğu her hâlinden belli olan Uğur Yücel, Asyalı bir hanım kızımızın portresini yapmak istiyor ve olaylar gelişiyor. Kısa öykü olduğundan ne olayı ne gelişmesi diyebiliriz aslında ama diğer her hikaye gibi bunda da sizi etkileyen bir şey buluyorsunuz o kısa sürede. Ayrıca Uğur Yücel'in ingilizcesini zorlamasına gerek kalmayan cümleler seçilmiş olması da tesadüf değildir bence.

En güçlü kadro Andy Garcia, Rachel Bilson ve Hayden Christensen'in oynadığı ilk hikayede bulunuyor. Christina Ricci ve Orlando Bloom'lu öykü de aynı şekilde ancak Ricci'yi oldum olası sevmemişimdir, aynı şekilde Christensen'i de. Gerçi bunda Anakin rolünün payı büyük.

Ethan Hawke'ın çok iyi oynadığı bir bölüm ve Paris, J'e Taime'de de oynayan Natalie Portman'ın bulunduğu ilginç bir hikaye mevcut. "Transformers'daki eleman" diye hatırladığımız Shia LeBeouf'un özürlü bir bellboyu oynadığı garip bir hikaye var ki beni ayrı bi' etkiledi diyebilirim özel nedenlerden dolayı.

Ayrıca Natalie Portman'ın yönetmenliğini yaptığı bir bölüm var, o da gayet hoştu. Sonlara doğru da yüzünüzde gülümseme hiç eksik olmadan izleyeceğiniz yaşlı çiftin öyküsü bulunuyor.

Yukarıda ismi geçmeyen ancak yakından tanıdığımız James Caan, Bradley Cooper, Blake Lively, Anton Yelchin ve Chris Cooper gibi oyuncular da eşlik ediyor diğer ünlü isimlere. Gerçekten 'ünlüler geçidi' kıvamında bir film. Tekrar adı geçecek ama Paris, Je Taime'e oranla çok daha fazla tanıdık isim var. Ancak o filmde New York, I Love You'da olmayan bir şey var kesinlikle, bizi kendisine çeken ayrı bir şey bu.

Imdb puanı 7.1 filmin. Ben düz hesap 7 diyorum ve başka bir film yazısı için aylarca beklememek umuduyla huzurlardan ayrılıyorum.

What's this?

You are currently reading New York, I Love You at ekseriyetle.

meta

§ 3 Response to “New York, I Love You”