
Benim nazarımda fazlasıyla sürpriz bir şekilde
The Hurt Locker en iyi film ve en iyi yönetmen başta olmak üzere toplam
6 ödül ile 82. Oscar Ödülleri'nin açık ara galibi oldu. Ne var ne yok süpüreceğini düşündüğüm
Avatar ise sadece
3 Oscar'da kaldı, onlar da sadece görsel dallardaydı tahmin edileceği üzere. Sevindim bu duruma açıkçası. Ben de Avatar'ın bu derece el üstünde tutulmasına karşı çıkanlardandım. Tabii bir de
James Cameron'ı sevmemem ve
Kathryn Bigelow'un bir ilki başarmasını istemem etkiliydi bunda.
Gecenin en büyük sürprizi bence
en iyi kadın oyuncu ödülünü
Sandra Bullock'un almasıydı. Kendisi de şaşırdı zaten. Gerçi bu konuda biraz duygusal davranıyorum sanırım, çünkü Sandra Bullock'u ciddi anlamda sevmiyorum ve bu ödülün onun oyunculuğundan çok canlandırdığı karaktere verildiğini düşünüyorum. Kısa bir süre önce
All About Steve'daki rolüyle
en kötü oyuncu ödülünü alması ile de çelişkinin dibine vuruluyor bence. Bunlar dışında ödüllerin dağılımında bir sürpriz olmadı. Daha doğrusu en iyi yabancı filmde bir sürpriz yaşanmış ancak o filmler hakkında hiçbir fikrim olmadığı için bir şey söyleyemeyeceğim.
Geceden akılda kalan birkaç olay ve kazananlar listesiyle devam edelim.

Aylar önce sunucular açıklandığında birçoğumuz gibi ben de burun kıvırmıştım. Ne
Steve Martin ne de
Alec Baldwin'i seviyorum çünkü. Hele ki geçen sene tören boyunca harika iş çıkartan
Hugh Jackman hâlâ akıllardayken bu iki yaşı ilerlemiş adamın neler yapacağı merak konusuydu. Sonuçta oradan oraya zıplayacak ya da şarkı söyleyecek hâlleri yoktu. Tüm bunları düşünmeye devam ederken ben, harika bir şey oldu başlangıçta ve birden
Neil Patrick Harris belirdi ekranda. Dansçılar eşliğinde nefis de bir küçük çaplı müzikâl sunarak resmen ısındırdı bizi geceye.
Bu harika şovdan sonra töreni birbirlerini tanıtarak açan ikilinin diyaloğu gayet hoştu. Alec Baldwin, Steve Martin'i birkaç cümleyle övdükten sonra Martin dönüp Baldwin için sadece "and this is Alec Baldwin" dedi ve açılışı güzel kotardılar böylece. Sonrasında özellikle
Paranormal Activity parodisi ile yine iyi iş çıkardı bu ikili. Tören sunumu boyunca filmlerle ve daha çok ön sıradaki oyuncularla dalga geçmeleri de gayet hoştu. Özellikle
George Clooney'yi güzel kızdırdılar, suratında pis bir gülümsemeyle bu ikiliyi seyretti Cloney tören boyunca. Yine sevmediğim aktörlerden biri olması nedeniyle bu durum baya bi' hoşuma gitti diyebilirim.
John Hughes'ü anma bölümü çok iyi düşünülmüş bence. Ailesi de oradaydı, tüm aile üyeleri aynı gözleri yaşlı yüz ifadesi ile ayakta alkışladılar o sekansın sonunda oyuncuları. En iyi kısa belgesel ödülünün teşekkür konuşmasında ufak çaplı bir
Kanye West vakası yaşandı, bu da güldürdü salondakileri.
En iyi belgesel ödülünü alan
The Cove ekibinin konuşmasında Japonya'daki yunus balıklarının avlanmasını prostesto eden küçük bir pankart açıldı ancak kamera hemen başka bir görüntüye geçti.

James Taylor'ın The Beatles'dan In My Life'ı tek başına çalıp söylediği, 2009 yılında vefat eden Hollywood yıldızlarının anıldığı bölüm de çok etkileyiciydi. Sanırım gecenin en komik olayı da
Ben Stiller'ın masmavi makyajla karşımıza bir
Na'vi olarak en iyi makyaj ödülünü sunmak için çıkması oldu. Makyaj ile birlikte Stiller'ın Na'vi'ce konuşmaları ve esprileri de harikaydı diyebiliriz.
En kötü ve zorlama dakikalar ise kesinlikle Twilight'dan
Kristen Stewart ve
Tyler Lautner'ın beraber sunduğu "korku filmlerine sahip çıkmalıyız" temalı bölümdü. Ekranda gösterilen sahnelerin çoğu korku filmi diyebileceğimiz filmlerden bile değilken,
Twilight da bir korku filmi gibi gösterilmeye çalışıldı resmen. Ve Kristen Stewart'ı konuşmasının ortasında saniyelik de olsa öksürük tutması "korku"dan bahsedilen anlarda benim için "komedi" oldu.
En iyi erkek ve en iyi kadın oyuncu adaylarını ödül adayları ile bir şekilde bağlantısı olan oyuncular takdim etti, yanlış anlamadıysam.
Jeff Bridges,
en iyi erkek oyuncu ödülünü geçen sene en iyi kadın oyuncu ödülünü alan
Kate Winslet'ın elinden alırken aynı ters eşleşme
en iyi kadın oyuncu ödülünde de yaşandı ve
Sandra Bullock ödülünü
Sean Penn'den aldı. Son olarak
Tom Hanks'in
en iyi film ödülünü
The Hurt Locker'ın aldığını anons edince
Kathryn Bigelow, ekibi ve tüm anti-Avatarcılar bir kez daha sevindi.

Geneli orta hareketlilikte geçen vasat bir tören izledik denilebilir sanki. Kırmızı halı ve kıyafetler hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim. Kadınların bana sorduğu her "nasıl olmuşum?" soruların hiç aksatmadan "güzel işte ya" diyen düz erkeklerdenim ama değinmeden geçemeyeceğim bir
Kate Winslet faktörü var. Hâlâ çok harika bir kadın ve gri elbisesi çok güzeldi. Aynı şekilde
Kathryn Bigelow'un gri elbisesi de hoşuma gitti ilginçtir ki.
Kazananların tam listesi ve geceden bazı anlar ntvmsnbc.com'da videolarıyla birlikte mevcut.
Tıklayınız.
Hülâsa, 82. Oscar ödül töreni de böylece sonuçlanmış oldu. Ödüller sona yaklaşırken ne yazık ki Elazığ depremi altyazı olarak geçmeye başladı ve tahmin ediyorum ki ben gibi izleyen herkesin tadını kaçırmıştır bu olay. Tüm depremzedelere ve ailelerine geçmiş olsun deyip bitiriyorum.